Pek de İngilizce müzik olmazdı 1960’larda bizim evde, Rock’roll vardı ama çok da değil. Annemden ziyade babam daha yakındı Amerikanya’ya ve her ikisi de uzaktı İngilizlerden…
Babam benim piyano başına oturtulmamı yasaklamıştı ama müzik ile olan bağımı kuvvetlendirmek için elinden geleni yapıyordu. Teybin karşısında müzik bilgisi yarışmaları yapıyorduk, o melodiyi söylüyor, ben “Mavi Tuna” diye bağırıyordum, o söylüyor ben “Speedy Gonzales” diye bağırıyordum…
O dönemde Mert çocuk babasından ve annesinden çeşit çeşit müzikler dinlemeye başladı. Bu teyp ile sağlanan bir eğitimdi, hiç çaktırmadan sürüyordu ve ne kendileri ne de ben bunun bir eğitim olduğunun farkında değildik.
Müzik evimizde babamın müzikleri, annemin müzikleri ve ortak müzikleri olarak 3’e ayrılıyordu. Bunlara bir de teyzem ve o tarihlerde eniştem olan Şerif Yüzbaşıoğlu da eklenmişti. Ben özgürlüğün doruklarında dilediğimi dinliyor, dilediğimi ezberliyordum. Erenköy’deki yazlığımıza ünlüler yağmaktaydı adeta. Dönemin tüm pop starları bizdeydi desem yalan olmaz. Özellikle İtalyan pop müziği bu sayede hayatımıza girdi. Sünnetim sırasında Erol Büyükburç’un okuduğu “Little Lucy” unutmak mümkün değildi.
Müzik zengini, müzik milyoneri bir çocuktum ben…
O günleri anlatmaya ve dinlemeye teybe kayıtları yapan, bana olur olmaz heyecanlı hikâyeler anlatarak müziğe heyecan katan babamla başlamak istiyorum. Babam teybe bazı parçalar kaydetmişti, ancak tesadüfen yapılan bu kayıtların kimin hangi eseri olduğunu kendi de bilmiyordu.
Babamın müzikleriyle başlayalım:
Koltukta bağdaş kurup “esaloma, esaloma” diye eşlik ettiği parçanın Karl Orff’un “Catulli Carmina”sı olduğunu bilmiyordu. Parçayı ben de çok seviyordum. Ama teypteki na tamam bir kayıttı. Yıllar sonra müzik dersinde müzik hocamız Jada Koper eserden “Odi et Amo” bölümü bize çalıştırmış ve o yıl liselerarası koro yarışmasında okumuştuk. Yıllar sonra ağabeyi Carmina Burana ayağa düştü, bilinir oldu ama Catulli Carmina hep üvey evlat muamelesi gördü.
Ben babamın keyifli “esaloma”larıyla Cartulli Carmina’yı pek sevdim ve söylemesi çok zor olan Latince metni pek güzel hatmettim. Hele değme tekerleme ustalarının zorlukla becerebileceği:
O tui oculi, ocelli lucidi, fulgurant, efferunt me velut specula.
Specula, specula, tu mihi specula
O tua blandula blanda, blandicula, blanda, blandicula, tua labella.
Cave, cave, cave, cavete!
Bunu söyleyebilmek çok keyifliydi.
Ancak eserin sadece girişi melodikti, dinlenebiliyor, ötesi gitmiyordu…
Teybimizdeki eserin Catulli Carmina, bestecisinin Karl Orff olduğunu öğrendikten sonra Carmina Burana’ya da ulaşmak da zor olmadı. Orta mektebe başladığım yıllarda dinlemeye başladım Carmina Burana’yı, 1973 yılında yakalandığım sarılık hastalığı sırasında ise LP’den çıkan kitapçıktaki sözlerinden eseri baştan sona ezberledim, Latinceyi çok sevdim. Yazıldığı gibi okunuyordu. Eserin Prag Senfoni tarafından icrası pek mükemmeldi. Buna karşın, radyoda defalarca dinlediğim burnu büyük Almanlar eseri bir garip şive ile okuyorlar, hoşuma gitmiyordu. Latinceyi bozuyorlardı.
Buraya tam kıvamında bir Carmina Burana koymak için çalışmaya başladım. Ve onlarca Carmina Burana’nın arasından beni en çok keyiflendireni seçtim. 4 Eylül 1994 BBC Proms konseri. İcra sırasında kontr tenor James Bowman’ın 39.43 - 39.52 arasında yaptığı artık hata mı diyeyim, şov mu diyeyim garipliğin dışında Carmina Burana’nın en muhteşem yorumlarından biri olarak keyifle dinlenebilir ve seyredilebilir.