GENESIS 63
WE CAN’T DANCE (1991)
NEVER A TIME
NEVER A TIME
ONE MAN GENESIS (2016)
Bizim Evin Müzikleri:
Bu bir ara başlık olsun, ne demek bizim evin müzikleri…
Bizim evde malum bir teyp vardı. Grundig TK 24…
Buraya yapılan kayıtlar iki kişinin yani annemle babamın ortak müzik zevkini yansıtırdı yansıtmasına ama dinleme sıklıkları göz önüne alındığında babamın ve annemin müzikleri olarak ayırabilirdik onları.
Önce bizim teybin kayıtları ile başlayalım:
Babamla müziğe başlamam George Gershwin’in “An American in Paris”i ile oldu. Babam çoğu kez yaptığı gibi hikâyesi ile anlatmıştı bu eseri, bu komik hikâye şöyleydi:
Amerikalı besteci 1928’de Paris’i ziyaret ediyordu. Caz ağırlıklı müzik yapan Gershwin yeni yeni ünleniyordu, trompet, trombon gibi nefesli sazlardan o devir Fransız klasik müzik dinleyicilerini çileden çıkaracak bir şekilde yeni sesler elde ediyor ve bunları eserlerinde kullanıyordu. Kastanyetler, araba kornaları ve tabii ki melon şapkalarıyla nefesli sazların ağzını tıkayıp açarak ördek vraklaması gibi sesler onun eserlerinde yer alıyordu. Babam Gershwin’i de sollamış, anlatırken surdin yerine heyecanlı olsun diye “melon şapka” kullanıyordu. Seyirci bu duruma hazırlıklı gelmişti ve Gershwin’i mahvetmek için sahneyi çürük yumurta ve domates yağmuruna tutmuştu. Gershwin bu olaylı konserden sonra “An American in Paris”i o gece bestelemiş, Paris taksilerinin kornalarına bol bol yer vererek Fransızları deli etmeye devam etmişti. Ne zaman ki Amerikalıların yardımı ile Hitler belası def edilmiş, Parisliler o zaman Gershwin’i anlamışlar ve sevmişlerdi…
Masal etkili idi ama eser bambaşka etkilemişti beni… Gershwin ezber listemde bir numaradaydı artık… Araştırdım ve gerçekten hatasız mükemmel bir yorum buldum:
ROYAL PHILARMONIC ORCHESTRA / BARRY WORDSWORTH
PIANO: CHRISTOPHER O’RILEY
Gershwin’in bu eserinin giriş bölümündeki solo timpani, çocukluğumda beni ve arkadaşlarımı oldukça etkilemişti. Eserin bazı bölümlerinde piyanonun alaycı ve dünyaya boş vermiş halleri dikkatimizi çekmiş eserin bu bölümlerini çok sevmiştik. Eserin adını söylemiyorduk, onun yerine çocukluk arkadaşım İran asıllı sevgili Ümit Handan’ın bir keresinde:
Hadi “Bam bum bam bum bam cüp ses”i dinleyelim demesiyle eserin adı böyle kaldı. Ümit’in aramızdaki lâkabı da “Air Cüp Çes” oldu. Bu isim şöyle oluşmuştu, Ümit’e önce “Republique İranneise” sonra ucaların üzerinde yer alan Aslan figürünün haşmetiyle “Air İranneise” diye çağırırken bu cüp çes olayı ile Ümit’in lâkabı “Air cüpçes” oluvermişti. Sevgili arkadaşıma selam ola…
Lirizmin doruklarındaki bu şarkı da babam ve annemin çok sevdiği bir eserdi. Aslında Gershwin, babamın Mississippi’de, yandan çarklı nehir gemilerinin çalıştığı, zenci pamuk işçilerinin eziyet gördüğü, doğası zengin, uçsuz bucaksız şiirsel Amerika’sını anlatırdı. Politikasız, dünya işlerine karışmayan kendi içinde vahşi ve acımasız, bir o kadar da güzel… Bizim Amerikamızı bize Mark Twain ve Red Kit anlatırdı, Gershwin de müziklerini döşerdi. Summertime iki versiyonu ile sitemizde:
Summertime klasik opera formunda… Evet bu caz opera gerçekten dinlenilesi bir eserdir aslında, ancak Summertime o kadar ön plana çıkmıştır ki maalesef sonrasına tahammül etmek zordur. Sabır ister.