MERT SANDALCI

FEYZ-İ SIBYAN’DAN IŞIK’A FEYZİYE MEKTEPLERİ TARİHİ

KARMA KİTAPLAR SEÇKİSİ > FEYZ-İ SIBYAN’DAN IŞIK’A FEYZİYE MEKTEPLERİ TARİHİ

3 BASKI: 1. BASKI 1 CİLT (2005), 2. BASKI 2 CİLT (2013), 3. BASKI 2 CİLT (2015)

Feyz-i Sıbyan’dan Işık’a Feyziye Mektepleri tarihi üzerine…

Feyziye Mektepleri Feyz-i Sıbyân babaannemin dedesinin de içinde bulunduğu 5 kişilik eğitim sevdalısı Selânikli iş adamı tarafından Selânik’te kurulmuştur.

Üzerinde çok çalıştığım, çabaladığım, neredeyse sıfır belge ile yola çıktığım, Selânik’te çalmadık kapı bırakmamacasına belge topladığım, devlet dairelerinde kamp kurup, hediyeler vererek Yunan yetkilileri çalıştırdığım, çocukların o dönemde yaptıkları okul gezilerini dahi bire bir yaşayarak kaleme aldığım bu kitap, ancak 4 yıllık bir sürecin sonunda tarafımdan gerçek bir tarihçe olduğuna karar verildikten sonra basılmıştır. Basıldıktan sonra okulun, vakıf yöneticilerinin, öğretmenlerin kitabı hiç okumamaları, kitapta yer alan bazı konuları okusalar da anlamamaları, bu konuların herkesçe bilinmesi için harekete geçilerek tanıtılması için kıllarını dahi kıpırdatmamaları yüzünden bu kitap ziyaretçilere, ona buna hediye edilen, içindekilerden ziyade, kg cinsinden ağırlığı ile konuşulan görkemli (!) bir yapıt konumuna gelmiştir.

Kitap 3 baskı yapmıştır, (7000 civarı) ancak her defasında şiddetle itiraz etmeme rağmen, Vakıf Yönetiminin küçük hesapları sonucu gerçek bir tarihçe olmaktan uzak kalmıştır. Bunun en büyük nedeni 2. cilt olarak basılan öğretmenler listesidir. Mantığı ise: 10 yıllık öğretmenler listesi kitabın arkasına eklenerek öğretmenler şerefyap edilecek, böylelikle kadronun okula bağlılığı artacaktır. Öğretmenler, “şu kitabın ileriki baskılarında adım geçsin de kuru ekmeğe talim edeyim” diyecekler, bu düşüncelerin hayat bulması ile gelir gider dengesine katkıda bulunulacak, hiçbir öğretmen istifa etmeyecektir. Bu düşünce ile kitap bir tarihçe olmaktan çıkmış, Stalin, Lenin ve Mao’nun başarılı vatandaşlarına dağıttığı teneke şeref madalyalarına dönüşmüştür.

Okulun Selânik’te Zati Bey tarafından bestelenen ilk marşı kitapta yer almasına karşın bir kez bile çalınmamıştır (Kitabın hazırlanmasında çok emeği olan yol arkadaşım Sevil Karacık’ın çabalarıyla gerçekleştirilen kitap tanıtımında Akapella 34’ün icrası hariç). Hiç görülmemiş belgelerle okulda yaptıklarını anlattığım Nakiye Hanım’a el atılmamış, Atatürkçülük bizim için herkesten çok farklı ve çok daha anlamlı vurgulanması gerekirken ya ödleklik ya tembellik ya da umursamazlık yüzünden doğru dürüst ele alınmamıştır. Varsa yoksa bir telgraf müsveddesi ile şişinilmeye çalışılmış, büyük resmi anlamak hep zor gelmiştir. Üzerinde çalışma yapmak isteyenler de bir şekilde engellenmiştir. Umarım bu yazıyı görenler gayretkeş öğretmenlerin önünde durmaktan vazgeçerler, doğru işler yapmalarını sağlarlar.

Netice:

Bu kitap benim için ne kadar önemli ise vakıf yönetimi için çöp olmaya devam ediyor.

Örneğin “1885’den beri Işıklı olmak” diye bir broşür yapılıyor, başındaki tarihçe bölümü 41 sayfadan oluşuyor, hazırlıyorum… Tam bitti derken beyzadelerden “bunu kim okur, kimin işine yarar deyip özellikle yeni gelecek çocuklar ve velileri için hazırladığım broşüre “bugün okulun ne yapıp ne yapmadığı” ekleniyor, (o da doğru olsa dişimi kıracağım, okulun hali hazır yöneticileri yazılanların cinlik içerdiğini bizatihi bana söylüyorlar, örneğin IB programında Kartal İmam Hatip Lisesinin dahi çok gerisinde olduğumuzu burada okul müdürlerimizden öğreniyorum) dolayısıyla böyle bu kitapçık benim anladığım manada etik bir eser değil, bu nedenle adımın kitapta zinhar yer almaması ve bana teşekkür edilmemesi konusunda uyarı yapmak zorunda kalıyorum, tehdit edince adım kitaptan çıkarılıyor, ama hazımsızlık devam ediyor, bunun üzerine kitapçığı hazırlayanlar daha da ileri gidiyor…

İlerisi yargı makamlarının konusu burada kesiyorum…Umarım yargı yoluna gitmeden bu mesele çözülür, suçlu ortaya çıkar, neyi neden yaptığını açıklar, konu kapanır, ben de buraya yeni bir metin yazarım.

Yine umarım ki;

Gün gelecek, burnu büyüklüğün, ben bilirimciliğin, kendini beğenmişliğin, cahilliğin ve şaşkınlığın, kötü kadroların, hepsinin birleşerek ortaya çıkardığı edepsizliğin “iyi insan” vasıflarından sayılmadığı görülecektir. Ondan sonra “iyi insanın” ne olduğunu bir türlü açıklayamamaktansa “iyi insanın ne olmadığı”ndan hareketle yeni bir manifesto ortaya atılacak, ben de mezarımda yuvarlanıp durmaktan kurtulacağım.

Şimdilik kitaptan yararlanan araştırmacıların, yazarların teşekkürleri ile avunup, bin bir defa söylememe rağmen aile yadigârlarımın hâlâ okul duvarlarında rezil edilmelerine karşı nasıl bir eylem yapmam gerekir, onu düşünüyorum…

Belki dertop eder hepsini geri verirler de ileride bir başka şekilde gelişecek yeni bir polisiye olayın tarafı olmam…

Sıtkım sıyrıldı ya, ya sabır…